Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk: Gördüğü Rüyayı Anlatıyor
Atatürk, hastalık günlerinde gördüğü rüyayı yaveri Salih Bozok’a anlattı. Rüya, tehdit ve çaresizlik sembolleri taşırken, Atatürk’ün kahkahası onun “son gülüşü” olarak tarihe geçti.
Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk: Gördüğü Rüyayı Anlatıyor
BİLGE TABİRCİ / İSTANBUL
Zor Günlerde Bile Devlet İşlerinin Başında
1938 yılına girildiğinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığı giderek bozuluyordu. Ağır hastalığına rağmen, devlet işlerinden kopmamış, her gün sabah gazetelerini takip etmiş, kararname imzalamaya devam etmişti. Yakınında bulunan yaveri Salih Bozok’un aktardığına göre, Atatürk dermansızlığa rağmen muntazaman tıraş olur, gramofon dinler, çevresine moral vermek için espriler yapardı.
Geceleri uykusu kaçtığında zile basar, “Beylerden nöbette kim var?” diye sorar ve yanına çağırdığı kişilerle sabaha kadar sohbet ederdi. Onları konuşarak uykusu gelene kadar yanında tutar, ardından yavaşça izin verirdi. Bu sohbetlerin birinde, Atatürk gördüğü garip bir rüyayı Salih Bozok’a anlattı.
Tehdit ve Sessizlikle Örülü Bir Rüya
Atatürk, büyük bir otelin salonunda oturduğunu, yanında da Salih Bozok’un bulunduğunu söyledi. Salonun köşesinde bir bilardo masası vardı ve masada, kim olduğunu çıkaramadığı bir adam oturuyordu. Birden kapı açıldı ve içeri iri yarı otuz kadar adam girdi. İçlerinden biri, eline bir bilardo ıstakası alarak masadaki adama şiddetle vurmaya başladı.
Atatürk’ün ifadesine göre, Bozok ona bakarak ne yapması gerektiğini sormuş, ancak kendisi sessizlik işareti yapmıştı. Bir süre sonra saldırgan adam, bu kez Atatürk ve Bozok’a yönelmiş, tabancasını çıkarıp ikisine de ateş etmişti. Ardından “Kalkın, dans edelim” diye emir vermiş, ikisi de çaresiz kalkıp dans etmişti.
Atatürk, bu rüyayı büyük bir sakinlikle anlattı. Salih Bozok ise rüyanın, Atatürk’ün buhranlı bir gece geçirdiğine işaret olduğunu söyledi.
Atatürk’ün Son Gülüşü
Rüyanın ardından Salih Bozok, kendi gördüğü korkutucu bir rüyayı Atatürk’e aktardı. Bir öküz tarafından kovalandığını ve yar kenarında sıkıştığını anlattı. Henüz sözünü bitirmeden Atatürk kahkahalarla gülmeye başladı. Bu kahkaha, Salih Bozok’un ifadesiyle “Atatürk’ün son gülüşü” oldu. O günden sonra Atatürk’ün yüzünde yalnızca tebessüm görülebilmiş, kahkahası bir daha duyulmamıştı.
Umumî Harp Uyarısı
Atatürk, hastalığının son dönemlerinde dahi devlet meselelerine ilgi göstermeyi sürdürdü. 18 Eylül günü Dolmabahçe Sarayı’nda Celal Bayar’ın sunduğu yeni ekonomik planı dinledi. Bayar, deniz taşımacılığından enerji yatırımlarına uzanan projeleri tek tek anlattı. Atatürk, yüzünde memnuniyetle dinledikten sonra tarihi bir öngörüde bulundu: “Elinizi çabuk tutun çocuk, umumî harp gelecek yıl. Anlattıklarını yapmaya zamanımız olmayabilir.”
Gerçekten de Atatürk’ün bu sözlerinden kısa bir süre sonra, 1939 yılında II. Dünya Savaşı patlak verdi. Bu öngörü, onun stratejik dehasının yalnızca savaş meydanlarında değil, diplomasi ve dünya siyasetinde de ne kadar keskin olduğunu bir kez daha gösterdi.
Rüyaların ve Kehanetlerin Gölgesinde Bir Lider
Atatürk’ün anlattığı rüyalar, yalnızca bireysel bilinçaltı yansımaları değil, aynı zamanda dönemin siyasi ve toplumsal atmosferinin izlerini de taşıyordu. Hastalık günlerinde gördüğü rüyalar, hem kendisinin yaşadığı içsel sıkıntıları, hem de çevresindekilerin hissettiği kaygıları yansıtıyordu. Salih Bozok’un hatıralarında aktarılan bu rüya ve son kahkahası, Atatürk’ün insani yönünü en çarpıcı şekilde gözler önüne seriyor.
Her rüya, sahibinin kalbi kadar eşsizdir; yorumu da öyle olmalıdır.
Gerçek anlamı keşfetmek için rüyanızı Bilge Tabirci’ye yorumlatın.
Ne düşünüyorsun?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)