Rüyanın delil değeri: Rahmani, şeytani ve nefsani rüya ayrımı
İslam düşüncesinde rüya; ilahi müjdeler, şeytani vesveseler ve nefsani kuruntular olarak üçe ayrılır. Ezanın rüya yoluyla meşru kılınması bu derin bağın en önemli örneğidir.
BİLGE TABİRCİ / ANKARA, TÜRKİYE
İslam düşüncesinde rüya, insanın metafizik alemle bağını sürdüren manevi bir pencere olarak kabul edilirken, bu deneyimlerin dini bir delil olup olamayacağı konusu keskin sınırlarla belirlenmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.s) vefatıyla vahiy süreci tamamlandığı için rüyalar artık yeni bir dini hüküm koyma kaynağı (vahiy) olarak değerlendirilemez; ancak bireysel hayatta müjdeleyici ve yol gösterici birer işaret olarak kabul edilir.
Rüyanın İslam tarihindeki en somut etkisi, ezanın meşru kılınması sürecinde görülmüştür. Abdullah b. Zeyd ve Hz. Ömer'in rüyalarında ezanı aynı şekilde görmeleri üzerine Hz. Peygamber bu rüyayı onaylayarak bugünkü ezan formatını Bilal-i Habeşi'ye öğretilmesini emretmiştir.
Rahmâni rüya: İlahi önsezi ve müjdeler
Rahmâni rüyalar, Allah tarafından kullarına gönderilen mesaj içerikli sâdık rüyalardır. Peygamberlerin rüyaları vahiy niteliği taşırken, müminlerin gördüğü doğru rüyalar ilham mahiyetindedir. Hz. Peygamber, nübüvvet sona erse de bu tür rüyaların metafizik alemden haber getirmeye devam edeceğini belirtmiştir. Ancak İslam alimleri, peygamberler dışında kimsenin masum olmadığını ve rüyaların her zaman şeytanın etkisine açık olabileceğini hatırlatarak, rüyalara dayanarak kesin hüküm verilmemesi gerektiği konusunda uyarmaktadır.
Şeytânî rüya: Vesvese ve korku unsurları
Şeytanın vesveseleri, korkutmaları ve karışık hayallerinden oluşan rüyalara "hulüm" veya "edğâsü ahlâm" denir. Hz. Peygamber, "Müjdeleyici rüya Allah’tan, kabus ise şeytandandır" buyurarak bu ayrımı netleştirmiştir. Sahih kaynaklarda geçen bir rivayete göre, rüyasında başının kesildiğini gören birine Efendimiz, "Şeytan seninle oynamış, bunu kimseye anlatma" diyerek bu tür rüyaların önemsenmemesi gerektiğini vurgulamıştır.
Nefsânî rüya: Şuuraltının yansıması
Psikoloji ve tıp bilimindeki "şuuraltı" kavramına en yakın olan nefsânî rüyalar; günlük meşgalelerin, korkuların, arzuların ve dış etkilerin uykudaki yansımasıdır. Kişinin açken yiyecek, susuzken içecek görmesi veya gün boyu düşündüğü bir meseleyi uykusunda yaşaması bu sınıfa girer. İslam düşüncesindeki bu yaklaşım, modern psikolojinin rüya teorileriyle büyük ölçüde paralellik göstermektedir. Bilim dünyası rüyaların fizyolojik nedenlerini incelerken, İslam düşüncesi bu süreci ruhun ve nefsin bir devinimi olarak ele alır.
Ne düşünüyorsun?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)